Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Olan Suriye halkına ve devletine oldu. Suriye halkı ve devletinin yararı zaten önemli değildi. Suriye’de mücadele eden halkın neyi düşündüğü önemli değildi. Bu mücadelenin kimin işine yarayacağı önemliydi. Amerika’nın büyük planında yönetimin nasıl olacağı ve kimlerin elinde olacağı önemli değildir. Önemli olan Amerika’nın çıkarlarına olanın ne olduğudur.
Bu arada gerçekten demokratikleşme umuduyla birçok insan da can verdi. Birçok Suriye vatandaşı gerçekten dini duygularla da harekete geçmişlerdir. Bazı silahlı gurupların Suriye devletiyle mücadelesinde iki taraf da büyük kayıplar vermiştir. Bu olaylara karışanlar, belki farkında olarak belki olmayarak büyük bir mühendislik planının parçası olmuşlardır.
Özellikle Türkiye’de yazan ve konuşanlar ve yetkililer Suriye’deki olayları değerlendirirken yalnızca akan sivil kanlar üzerinden olaylara yaklaştılar. Bu akan kanların asıl müsebbibini değerlendirmeyi ele almadılar. Akan kanların hesabını Beşşar Esad’a sormaya çalıştılar. Halbuki Suriye’de kanın akmasını hiç istemeyecek durumdaki kimse Beşşar Esad’dı. Akan kandan en çok zarar görecek kimse de Esad’dı.
Türkiye’de dindar kesimin çoğu dini duyarlılığı da ön plana çıkararak Beşşar Esad karşıtı yaklaşımları ortaya koymaya çalıştılar. Sürekli Esad’ı bir tağut olarak ifade ettiler. Başlanılan ve gelinen noktada radikaliyle, sağcısıyla her tür dindar/muhafazakar kesim, Amerika’yla örtüştüler. “Tağut Esad’a” karşı bu İslami kesimle Büyük Şeytan Amerika bir tür beraber oldular.
Bu İslami kesim, Büyük Şeytandan, tağutları yıkmasını ister duruma geldiler. Bu kötü durum, dini ve dünyayı yanlış okumanın sonuçlarıdır. Her zaman tarihin zalimleri cahil Müslümanlardan yararlanmışlardır. Amerika’yla gerici Arap rejimleri kendilerince haklı olarak işbirliğinde oluyorlar. Bu birliğe Türkiye’deki dindar muhafazakar kesimin de dâhil olması düşündürücü değil midir?
Amerika ve işbirlikçileri Esad’ı devirse büyük şeytan ve Türkiye’deki dindar muhafazakar kesim bayram yapacak. Çünkü bir tağut yıkılmış oluyor. Bu olası bayrama Saad Hariri, Kral Abdullah, Natanyahu’da iştirak edecekler.
Suriye’deki mücadele, temelde büyük şeytanın direnişle hesaplaşmasıdır. Amerika’yı ve uşaklarını anlamada zorluk çekilmese de, İslamcı diye tanınan dindar muhafazakar kesimi anlamak zordur. Bu kesim, Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olamayacaklarını bile düşünecek durumda değiller. Aynı zamanda bu kesim, olası değişiklikten sonra tek söz sahibi olmayacak taraftır.
Amerika ve işbirlikçileri için esas olan İslam inkılâbının zarar görmesidir. Bu durumdan İsrail yararlanmayı düşünüyor. Peki, bu dindar muhafazakar kesimin yararı ne olacak? Kendilerini parçalamalarının bölgeye getirmeyi düşündükleri yarar ne olabilir ki?
İslam inkılâbı, Hizbullah ve Hamas’ın zararına hesaplar içerisinde olmanın dindarlıkla, İslamcılıkla, insanlıkla alakası olamaz. Kimlerle hangi safta olduğumuza dikkat edelim. Amerika istemese de bölgede artık onun istediği olmayacaktır. Bu bölgede artık Amerika zayıf duruma düşmüştür. Büyük şeytanın tek umudu, İslami kesimlerin gafleti ve bazen cehaletidir. O dayanağı da inşallah etkisiz hale gelecektir.
Ülkemizdeki Müslüman kesimin belki de en çok dikkat edeceği şey; hasetle, kinle ve basiretsizlikle hiçbir yere varılamayacağıdır. Hased hastalığına tutulmuşlara ahireti hatırlamaları yarar sağlamayacaksa, yapılacak bir şey yok demektir. Hz. Yusuf’un kardeşleri hased hastalığıyla kendilerine yararı olan ama hiçbir zararı olmayan Hz. Yusuf’u kuyuya attılar. Allah’a hamd olsun ki sizin Yusuf’ları kuyuya atacak gücünüz yoktur.
Hüseyin TAŞ